Liselerde Türk Edebiyatı İle Dil Ve Anlatım Derslerinin Ağırlığı

Melek Özçelik


LİSELERDE TÜRK EDEBİYATI İLE DİL  VE ANLATIM DERSLERİNİN AĞIRLIĞI

Her millet dilini ve kültürünü insanlarına öğretmek zorundadır. Bu sebeple özellikle okullarda derslerin işlenmesi ve yetişen neslin kültürel değerleri bilmesi gereklidir. Bunu yapmadığınız zaman her 50 senede bir merdiveni yeniden icat etmeniz gerekecektir. Çünkü nesiller öncekilerin yaşadıklarını bilmezse öncekilerin düştüğü hataya düşecektir.

İnsanları hayvanlardan ayıran en önemli unsur, düşünme ve kıyaslama yapabilme yeteneğidir. Hayvanlar bunu yapamazken yaşadıklarından ders çıkaramazlar. Belki kendilerince tedbir alırlar ama bu insani anlamda düşünce yoluyla oluşan bir olgu değildir. Bu sebeple hayvanların kendi içlerinde tarihleri yoktur. Aynı hataları her nesil yine aynı şekilde yine yapacaktır.



Okullarda bütün sınıflarda ve bütün alanlarda dil ve anlatım dersi ile edebiyat dersinin aynı ağırlıkta okutulması öğrencileri bunlardan biraz bıktırıyor ve farkında olmadan, sevdireceğiz derken belki de nefret ettiriyoruz.

Okullarda öğrencilere milli değerler ve dilin incelikleri öğretilirken öğrencilerin işine yaramayacak kısımlar çıkartılır da, o alandaki öğrenci için önemli olan seçilirse az olması sebebiyle öğrencinin derse olan ilgisi daha da artacaktır kanaatindeyim.

Özellikle sayısal bölümlerde okuyan öğrenciler, üniversite sınavlarında girecekleri alanlarla ilgili olarak ders çalışıp diğer alanları es geçerken -bu fazladan verilen dil ve anlatım dersi ile edebiyat konularının üniversite sınavlarında kendilerine faydalı olmayacağını düşünmektedirler.- kendilerine puan kazandırmayacak derslere ilgi göstermemekte ve sözel dersleri öğretmenlere yük olmaktadır. Çünkü öğrenci öğretmenin ders anlatmasına fırsat vermiyor veya lise son sınıfa geldiğinde “Okulda bu benim işime yaramayan derslerle vakit kaybedeceğime açık liseye geçer önemli derslere çalışırım” diyerek okuldan uzaklaşıyor.

Öğrencilerin üniversite sınavlarında karşısına çıkmayan ve adeta onlara bir yük gibi görülen sözel dersler, öğrencilerin alanlarına göre yeniden düzenlenir de ağırlıkları ayarlanırsa, farklı sınıflarda ve farklı alanlardaki öğrenciler aynı bilgiyi almak yerine milli kültürü ortak olarak alıp daha sonra alanlarına göre kim hangi bölümü seçmişse o bölümdeki derslerin ağırlıkları değişebilir.

Daha önceki yıllarda yapılan uygulamalarda sayısal ağırlıklı bölümü tercih eden öğrencilere sayısal dersler fazla verilip sözel dersler verilmezken, sözel alanı seçenlere de sayısal dersler verilmiyordu. Bu noktada ortak kültürün verilmesinin yanında derslerin ağırlığı alanlara göre değişiklik gösterirse öğrenci az olan o derste, daha az ama daha özet bilgiye ulaşacağı için kendisine lazım olmayan bilgileri toplama ve ezberleme k zorunda kalmaz ve öğrenciler daha başarılı ve istekli bir hale gelir.ve 10. sınıflarda dilbilgisi ağırlıklı olarak bitirilirse ilerleyen sınıflarda ise öğrencinin seçtiği alana göre, alanına uygun dersler konularak dersler işlenebilir. Böylece her sene dilbilgisinde aynı konuları işlemektense, bazı sınıflarda dilbilgisi bitirilir bazı sınıflarda ise daha da derinleştirilir. Özellikle Türk edebiyatı dersinde mutlaka bilinmesi gereken yazar, şair ve araştırmacılar seçilerek belli sayıda sanatçının bilinmesi sağlanır, zira alanında hiçbir işe yaramayacak bir şekilde bütün edebiyat tarihimizi ayrıntıları ile bilmeye çalışan bir öğrenci yılgınlıktan dolayı hem çalışmıyor hem de mezun olduğu zaman edebiyata ilgisizliğinden birçok şair veya yazarı okumuyor. Hele hele günümüz şair ve yazarlarını veya edebiyatımızın temel kişilerini nerdeyse tanımıyorlar bile. Oysa sayısal okuyan bir öğrenci için 11. Ve 12. sınıflarda bilinmesi gereken sanatçı sayısı azaltılır ve birçok özelliği yerine başlı başına özelliklerinden olan az sayıda ama temel özellikleri öğretilirse hiç değilse mezun öğrencilerden edebiyatımızı bilen veya tanıyan kişiler çıkmış olur. Sözel bölümde okuyan öğrenciler içinse edebiyatımızın sadece kişileri değil, edebiyatımızı şekillendiren özellikleri ve edebiyatı oluşturan ve şekillendiren sebepleri de beklemek hakkımız olur.

Öğrenci, nasılsa anlamayacağım düşüncesi ile çok bilgiyi okumayıp es geçerken hayata atılacak bir yığın mezun ama milli değerlerden mahrum gençler yetiştiriyoruz. Beklenen az ama temel kişileri öğretmek olmalı. Uygulama daha seçici olarak hazırlanırsa sanıyorum ki başarı daha yüksek ve milli kültürü tanıma daha fazla olacaktır.

 Naci ÖZDEMİR-Öğretmen